Keşke diyorum...

Keşke diyorum, K. Amerika'yı da Latinler istila etseydi. Koyu Katolik Hıristiyan ahlakı, her ne kadar ilk yıllarda İspanya ve Portekiz'i gümüşe boğarak zengin ettiyse de, Latin Amerika K. Amerika gibi ne bir sömürü merkezi oldu, ne de dünyayı sömürge haline getirdi. Gidenler yerli ırkı katletti yahut yerli ırka kaynaşarak melez ırkları, mestizoları meydana getirdi. K. Amerika ise İngiltere'nin Protestan

ahlakıyla şekillendi. Bunu temelinde ise liberal ekonomi ve bunu neticesinde kapitalizm ardından emperyalizm, devasa ölçekte küresel firmalar, Dünya'da kültürel değer adına ne varsa yerle bir etti. Dünya'da habitat, tabiat, ekosistem adına ne varsa yerle bir etti. Dünyada insanlık adına onur haysiyet adına ne varsa yerle bir etti. Dünyada madenler ve enerji kaynakları adına her ne varsa sömürdü ve yok etti. Daha kötüsü bu sisteme diğer gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeleri de bağlı kılmak zorunda kaldı. En kötüsü Çin, komünist rejimden sonra ABD'nin bu sitemine ayak uydurmak durumunda kaldı. Şimdi Çin, çiftleşmeden sonra erkeğini yiyen dişi akrep gibi ABD'yi yiyecek. Her zaman öcü diye Ya Sovyet Rusya'ya yahut İslam dünyasına baktı Amerika. Atlas okyanusuna bakıp ne kadar da uzakta olduğuna ve bir Ada ülkesi olmasının rahatlığına güvendi. Haritalar hep Amerika'yı en sola, Çin'i ise en doğuya yerleştirdi. Ve sonra Çin'e "uzak doğu" denildi, Amerika'ya ise "uzak batı". Ama arkasına bakmayı unuttu. Dünyanın yuvarlak olduğunu unuttu. Şimdi dünyada mesafe kavramı kalmadı.

Dünya'da deniz ürünleri için bilim adamları son tarih 2048'i veriyorlar. Trol'le avlanma, derin deniz diplerinin devasa büyüklükteki trollerle avlanması, dipte ne varsa, yumurta ve mercanlara kadar her şeyin toplanması demek. Ve bunlardan geriye kalan %10'luk yenilmeyecek deniz canlısının cansız olarak denize atılması. Denizin sonunu getiriyor. Devasa ölçekteki çok uluslu şirketler, başta Mitsubishi ve Amerika ve Avrupa şirketleri olmak üzere, mevcut balık varlıklarının sona gelmekte olduğunu görüp son balığı yakalayana kadar stoklama yarışına girmişler. Balık popülâsyonu azalmasına rağmen, devasa ölçekte son teknoloji gemiler inşa edip uluslar arası sulara tekrar gönderiyorlar. Ve devasa buzhaneler inşa edip sonu tükenmeye varan bu balıkları zamanı geldiğinde fahiş fiyata piyasaya sürecekler. Allah bin belanızı bin bir yerden versin. Afrika'da insanlar aç. Öte yandan, aşırı derecede avlanan bir tür, ekosistemi bozarak yerine hiç olmadık bir hayvan türünün hızla çoğalmasını tetikliyor. Örneğin, Vantuzlarla beslenen yırtıcı balıkların avlanması, aşırı derecede vantuz popülasyonuna sebep olmuş durumda. Aç gözlü insanoğlu ise bunu da bereket bilip bu kez de bunu avlamaya başlamış vaziyette. Birçok balık türünün soyu tehlikede. Orkinos vb başta olmak üzere. Daha kötüsü, uluslar arası seyahat eden gemiler, bir okyanus ortasındaki hastalıklı yahut zehirli bir canlı, bir bitki türünü başka bir deniz yahut okyanusta bırakarak zehirli bitkilerin okyanus tabanını istila etmesine sebep oluyor. Keza başka minvalde yırtıcı bir balık türünün kendisini ona karşı savunma geliştirmemiş başka bir balık türünün yok olmasına sebep oluyor denizler arası bu yolculukta.

Dünya mevcut petrol rezervleri son 50 60 yılında deniliyor. Karbonlu yakıtlar yüzünden ise küresel ısınma hat safhada, dünya genelinde ortalama 1 derece sıcaklık arştı söz konusu. Bu muazzam bir artış demek. Atmosfer gitgide ısınıyor. Ozon deliniyor, denizler yükseliyor, bazı adaları su basma tehlikesi altında.

Savaşlar çıktıkça altın fiyatları yükseliyor ve altın firmaları 2 gram altın için 1000 ton toprağı un gibi eliyorlar. Sadece bir firma ise günde yaklaşık 1 kiloya yakın altın üretiyor. Altının gram fiyatı arttıkça bu 1 grama kadar düşecek.

Orta Afrika ve Orta Amerika'da muazzam bir şekilde orman katliamı var. Çevreci Japon firmaları en çok bu katliamı yapan. Tropikal ve subtropikal ilkim kuşağındaki tüm ülkelerde nadir bulunan bitki ve hayvan türleri önemli ölçüde yok olmuş durumda. Kaçak hayvan ve bitki ticareti için yerli ve bilinçsiz vatandaşlar ormandan bitki ve hayvanları yurtdışına kaçırıp ucuz ya da pahalı satıyorlar. Bunlar ise zengin para babalarının malikânelerini süslüyor.

İklim değişikliği ile su kaynaklarını bilhassa orta kuşakta önemli ölçüde azalmış durumda. Yarı nemli ilklimden yarı kurak iklime geçiyoruz ve Akdeniz çölleşiyor. Aşırı ve bilinçsiz sulama yer altı su seviyesini ve akiferleri çok derinlere indirmiş durumda. Deniz seviyesine yakın yerlerde bu akiferler tuzlanmayla karşı karşıya.

Kar yağışı ve eskisi kadar çok ve uzun süre yerde kalıcı değil. Toktağan kar sınırı aşılmış durumda. Yağışlar daha çok fırtına ve kasırgayla geliyor ve sellere sebep oluyor. Bu yağışlar ise ne toprağa ne insana yar oluyor ve topağı yırtıp denize dolduruyor.
Aşırı gıda ve ürün elde edilmesi ve toplanması bu ürünlerin depolanmasını gerektiriyor. Bu depolanma içinse ürünlerin raf ömrünü uzatacak radyoaktif ışıma yöntemi kullanılıyor. Bu radyoaktif ışıma ürün ömrünü uzattıkça, insan ömrünü kısaltıyor. Çünkü ürünlerde kanserojen oranı yükseliyor. İnsanlar en çok obezite ve kanserden, kalp krizinden ölüyor.

Sanal iletişim insanları yozlaştırıyor. Dokunamıyor, ses duyulmuyor, gülüş, mimikler hal ve hareketler görülmüyor. Ses tonu mekanik bir cihazdan geliyor. Evlilikler çatırdıyor, pedofili çoğalıyor. Baba oğlu, anne kızını, eş, eşini tanıyamıyor. Psikolojik buhranlara sürükleniyor insanlar. İntihar ve boşanmalar çoğalıyor. İnsanlar evvelden saatlerce tv başında ömrünü geçirirken şimdi internet başında geçiriyor. Hareketsizlik ise obeziteye, kansere ve kalp krizine neden oluyor.

Aşırı üretim bolluk ve ucuzluk, aşırı tüketim ve israfa neden oluyor. Aşırı refah nüfus patlamasına neden oluyor. (Avrupa sanayi devrimi) Daha çok refah ve daha çok mal mülk isteği insanları birbirini yemeye itiyor. Devasa savaşlar başlıyor. (1. ve 2. Dünya savaşı) İnsanoğlu dünyayı paylaşamıyor. Nefsi doymuyor dünya dar geliyor. Uzayda su ve hayat arıyorlar.

İşin daha kötüsü Hizmet'te bu minvalde İslam âleminin gördüğü zulümden kurtulması, dünya muvazenesinde dişini göstermesi, için zenginleşmeyi öngörüyor. Ancak bu zenginleşmede olması gereken vakfın yahut sistemin zenginleşmesi bu zenginliğin ise halka yansımasıyken burada problem şahısların para, mal mülk ve dünya arzusunun ön plana çıkıyor. Bir kişi yahut bir aile zenginleşiyor. (Albayraklar, Zorlu, Çalık) Fakir yine fakir kalıyor. Gelir dağılımında uçurum olsa da GSMH'ı bize gösterip (Koç'la benim paramı toplayıp ikiye bölerek) bizi ikna etmeye çalışıyorlar.

Varsın dünya sizin olsun. Tepe tepe kullanın onu, gözünüzü neticede bir avuç toprak doyuracak. Tolstoy'un insan ne ile yaşar eserindeki gibi, insana bir buçuk metre toprak yeter. Gönlüm münzevi bir dergah, tekke'de Allah aşığı ve muhabbet ehli dostlarla, Seni tenzih ve tesbih etmekten yana Ya Rab. Mütevazi birkaç koyun kuzu, bir de kapısı herkese açık yüz, iki yüz metre bir bahçe, bir de sadık bir eş yeter Allah'ım.

Allah'ım kullarına ve hatta kadınlara ve hayvanlara verdiğin merhametin %1 olduğu söyleniyor hadislerde. %99'unu Sen mahşere saklamışın. Beni bağışla. Sen ki noksan sıfatlardan münezzeh ve hiçbir şeyle kıyaslanmayacak ölçüde Yücesin. Ama ne olurdu şu insanoğluna merhameti %2 - 3 oranında verseydin.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !