ALLAH VE AHLAK ÜZERİNE

 

Hak, Kul zatında Kendi tecellisini görmek ister, bu yüzden yarattığı kulunda fenalık ve kötülük görmek  istemez.  Ahlak  olarak  kendi  ahlakıyla  ahlaklanmamızı  istediğinden,  örneğin celallendiğimizde  O’nun  celallendiği  ve  celalleneceği  bir şey  için  celallenmeli,  sabrettiğimizde O’nun sabrettigine sabretmeliyiz. Sevmek ve muhabbet de O’ndandir. İnsandaki, hayvandaki ve tabiattaki  üremek  ve  çoğalmak  arzusu  da  O’nun  yaratma  tecellisinden  olsa  gerektir.  Ancak bunun  için  yine  Allah  ahlakı,  haddi  aşmamayı  onu  doğru yerde ve zamanda, doğru kimseyle kullanmayı  öğütler.  “Allah  size,  iyiliği,  adaleti,  akrabaya  yardım  etmeyi  emreder.  Ve  sizi fenalıktan, azgınlıktan ve fuhşiyattan men eder. Şüphesiz Allah düşünüp tutasınız diye size böyle nasihat ediyor.” Allah ahlakıyla, Kur’an ahlakı bir’dir... Kur’an ahlakıyla Peygamber Ahlak’ı da bir’dir… Ahlak ise dinin yarisidir... ve Peygamber guzel ahlaki tamamlamak icin gönderilmiştir… Bu anlamda güzel ahlakla ahlaklanmayan bir insanın dini ritüellerle meşgul olması pek bir anlam ifade etmeyecektir.

Bir gönül kırılır ise bu kıldığımız namaz değildir.

Ahlak,  tasavvuf  erenlerinde  vurana  elsiz,  sövene  dilsiz  olmayı  gerektirir.  Kalender  meşrep olmayı,  kanaat  etmeyi,  azla  yetinmeyi,  ibadet’ü taatla ömrü geçirmeyi gerektirir. Ancak bu öte yandan  insanları  miskinliğe  götürmektedir.  Zira  zengin  bir  Müslüman,  fakir  bir  Müslümandan yeğdir.  Veren  el  alan  el ’den  üstündür.  Bu  minvalde  Allah  rızasını  güderek,  doğru  ve  düzgün calisan, azimle, severek ve hakkını vererek çalışan her Müslüman, aynı ölçüde çok kazanacak, kazandığı  malla  kendi  kapitalini  oluşturmak  yahut  yahut  kapitalizmin  çarklarından  biri  olmak yerine,  büyük  ölçüde  verdiği  fitre  ve  zekâtlarla  vakıf  cenneti  Osmanlı mirası memleketimizde gıpta  edilecek  bir  zati  muhterem  haline  gelecektir.  Bu  minvalde  bu’ da  Allah’ın Rezzak sıfatına yani Allah ahlakına, yani Peygamber Ahlakına tekabul eder ve bu yolla “Allah’in size verdiklerinden verin” ayetini işaret eder. Allah açıkça bu kişiyi  ilkine  tercih  edecektir.  Zira  ilkinde  kişi  zatıyla  Hakk’a  yönelmiş,  Allah  aşkıyla  yanıp tutuşmuş  ve  O’ndan  gayrısı  ve  dünya  kendisine  boş  ve  yersiz  gelmiştir.  Şüphesiz Allah, bu kisiye yine kendi mülkünden ve mükâfatından büyük paylar verecektir.

Ancak “en hayırlı Müslüman bir başkasına faydalı olan” olduğundan, yaptığı işi temiz, dürüst ve doğru, yani ahlaklı bir şekilde yapan insanlar, yine Hakk’ın zatında daha yeğ tutulacaktır. Özetle bakacak olursak, kişi, Peygamber, Kuran ve Allah zatında görmesi mümkün olmayacağı kötü  ve  fena  halleri,  kendi  zatında  da  görmemeye  ve  göstermemeye  çalışarak,  Hakkin kendindeki tecellisine en yakın haliyle vaki olabilir, şahit olabilir. Nefis terbiyesi bunu gerektirir ve medreseler, aileler ve bazı egitim kurumları, (Allah onlardan razı olsun) bu işi görür. Böylece zat bazında,  her  şahısta  Hakk’ı  tecelliye  yöneltmek,  aslında  gökyüzündeki!  Allah’ı,  yeryüzüne indirilebilecektir. Bu açıdan bakıldığında bireysel bazda şahıslarla ilgilenmek ve onları Hakka ve doğruya çağırmak, ­”içinizde sizi Hakka çağıran bir topluluk bulunsun”­

Şüphesiz kul günahtan ve hatadan azade değildir, Allah, bu ölçüde iyi ve ahlaklı birinin, kibre gideceğini  bildiğinden onu, yani insanı, nefsiyle ve şeytanla donatmış ve her işini mükemmel yaparak kibre gitmesini engellemiş, tövbe ve istiğfar isteyerek, Kendisi karşısında Kul’un kendi acziyetini bilmesini arzu etmiştir. Günde beş vakit eğilip kalkılması, yerlere yüz sürülmesi, kendi acziyetimizi, O’nun Rabliğini bilmek anlamanındadır. Belki Şeytan’ında baş melek olarak Sidre’i müntehada iken baş aşağı olması bundandır.

Allah’ın kendisinde olan ve Kul’da olmasını istemediği sıfatların en başında bu yüzden kibir gelir, Kibir,  en  açık  ve  en  kesin ve  hakkıyla, O  Ala’ya  mahsustur.  Kibir  Allah’la  Kul  arasına,  Kulun kendisini koymasidir. O vakit durum Ben yaptima doner ve Hakk’ın gazabı vacip olur. Bu  minvalde  Allah,  saf  ve  mutlak Ahlaktır, diyebilir miyiz? Bu durumda akla şu soru gelebilir, “Allah dünya düzeninde adil midir? Adil degilse O mutlak Ahlak olabilir mi?" Eğer başınıza bir bela gelirse, (bilin ki,) benzer bir belaya (başka) insanlar da uğramıştır; zira böyle (iyi ve kötü) günleri insanlar arasında tedavül ettiririz.  Sırayla  paylaştırırız:  (Bu,) Allah'ın, imana erenleri  seçip  ayırması  ve  aranızdan  hakikate  (hayatları  ile)  şahitlik  yapanları  seçmesi içindir ­çünkü Allah, zalimleri asla sevmez­" (Ali İmran, 140)

En doğrusunu Allah bilir, vesselam.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !