ALLAH ADALETİ VE KUL ADALETİ

 

Rivayet odur ki, bir Çuval cevizi paylaşamayan ve aralarında dövüşüp çekişen, tartışan bir grup adam Nasreddin Hoca’yı görünce, Evet, derler, Hoca bu durumu çözer O, adildir. O'na gidelim O bize bu cevizi paylaştırsın. Hocam, derler, biz bu cevizi paylaşamıyoruz. Sen adil adamsın, gel bunu bize paylaştır. Hoca ise bakar şöyle duruma, "Peki Allah adaleti mi istersiniz?, Kul Adaleti mi? der. Adamlar düşünmeden, Tabii ki derler, Allah adaleti isteriz "Allah adildir, Allah kimseye zulmetmez". Öyleyse verin bakalım çuvalı der Hoca ve On birine, On beş birine, üç birine, yedi birine, beş birine verir ve ardından çuvalın kalanını da sırtlayıp götürür. Arkasından bakakalan grup, şaşkın bir vaziyettedir, itiraz etmek ister ama, Hoca haklıdır, Allah adaleti böyledir işte...

Allah adaleti, nimeti örneğin yer yüzüne de eşit dağıtmaz, hikmetin ‘den sual olunmaz ancak, kimi yerin toprağı kuvvetli ve bereketlidir, kimi yerin kurak ve çorak. Kimi yerin yağmuru ve havası, iklimi bereketlidir, kimi yere tek damla yağmur düşmez. Öte yandan yağmur bir yerde bereketken başka bir yerde felaket olur. Öte yandan bir yerde yağmur yaş varken, toprak bereketliyken, güneş olmadığından toprak buz tutmuştur yahut bataklıktır ve yine bereket olmaz. Yani her var olan aynı zamanda verim ve bereket de getirmez.

Bu insanoğlu için de böyledir. Kimi malı mülkü varken fakirdir, kimi yokken. Kimi az bir malla çok verimli ve faydalıyken, kimi çok malla zararlı ve fitnedir. Kiminin akli var, parası yoktur, Kiminin parası var, akli yoktur. Yani kiminin At’ı vardır, meydanı yoktur, Meydanı var, At’ı yoktur. 

İşte burada dünyaya gönderiliş sebeplerimizden biri ortaya çıkar. Allah kimine vererek dener, kiminden alarak dener. “Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.” (Al İmran 186), Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız, sadece birer imtihan konusudur. Büyük mükâfat ise, âhirette Allah nezdindedir.(Enfal 28)  Simdi bu durumda adaleti sağlaması acısından İnsan on plana çıkar. Zira insan, yer yüzüne Halife olarak gönderilmiştir. Burada bir parantez açarak bir konuya açıklık getirerek yola devam edelim. Kimilerine göre Din ‘in daha doğrusu Tasavvufun uyuşturucu! etkisi Din adamları tarafından insanlığın var oluşundan beridir, insanların bir sömürü aracı olarak kullanılmasına ön ayak olmuştur. Baştaki bir zalimin zulüm ile yönetimi, halkı sömürüsü, tabandaki halkın ayaklanmasını önlemek için, din adamlarının, bu belanın Allah'tan geldiği ve sabredilmesi salık verilerek, insanların uyutulmasına ve uyuşturulmasına binlerce yıldır sebep olmuştur. 

Simdi tekrar konuya dönecek olursak aslında gerekli olan nedir. Şeriattır. Önce şeriat gerekir, yani kısasa kısas, yani adalet, yani eşitlik. Yani kafasına sille yiyenin, yediği silleyi karsısındakine aşk etmesi. Daha sonra, eğer beceremiyorsa, “Tarikat”e, ve elden gelen bir şey olmayınca, kazalı, hastalıklı ölümler vb., o vakit olana sabır ve “Hakikat”e sığınması gerekir. Öncelikle, halkın ve avamın adaletinin sağlanması için Şeriat gereklidir. Daha üst düzey olan Hakikat ise elitler ve seçkinler içindir. Eğer Avam'a hakikati uygulamaya kalkarsanız, bu zulüm olur, Hindistan’daki guru'lar gibi, bu sene otsun, bu sene böceksin, bu sene açsın, ama sabret, gelecek hayatta kralsın, hikayesi anlatılır ve kaymak tabaka, dünya nimetlerinin zevk-ü sefası içinde cehenneme gark olur. 

Peki, İnsanın rolü nedir? Şeriat aslında adaleti yerli yerine teslim etmedir. Hz. Omer'in "Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa hesabi benden sorulur" düşüncesidir. Halife olarak insanın görevi, yeryüzündeki adil olan adaletsizliği yeryüzünde doğru dürüst taksim etmektir. Allah kimine fazla mal verip, kendisinden zekât istemiştir örneğin. Kimisine ilim verip, kendisine ilminin sadakasını vermesini, ilim öğrenip, ilim dağıtmasını istemiştir. Kimine de halifelik verip, kendisinden adaleti dağıtmasını istemiştir. 

Yani sıcak ve soğuk ne varsa, birbirine karışmasını ve itidali istemiştir. Kutup rüzgârlarını ekvatora doğru yönlendirmiştir. Soğuk rüzgâr, sıcak mekanlara akmış, soğuk sıcağı serinletmiş, ferah bir ortam oluşturmuştur. Kutuptan doğan, soğuk su akıntıları ekvator çevresindeki sıcak mekânlara ferahlık ve hayat getirir (oksijen), keza sıcak su akıntıları da kutup çevrelerine hayat ve ferahlık getirir. (plankton) Çok kurak coğrafyaların altını derin akifer sularıyla beslemiştir, kimi yerlerde her iklimin şartlarına uygun, nebatat ve hayvanat geliştirmiştir. Kurulan medeniyet ve ümranlarla da Allah kullarından bunu, yani Şeriatı, yani Allah’ın hükümlerini getirmesini beklemektedir. Allah’ın adaletinden hesap sorulmaz, ancak kulun adaletinden hesap sorulur, biz bu ayrımı fark ettiğimiz zaman adam oluruz.       

Yeryüzünü örneğin mamur bir hale getirmesini istemiştir insanoğlundan. Bir yere suyu bol vermiştir, ama diğer yere vermemiştir. O halde insanoğluna düşen suyu, suyu olmayan yere taşıyıp, ekip biçip, ürün almasını gerekmektedir. Yeryüzü geniş ve yayılmış bos bir arazi seklindedir, burayı bayındır bir hale getirip, kentler ve medeniyetler kurmasını istemiştir. Sonra bu yerde adaletsizlik ve zulüm varsa, Oraya uyarıcı peygamberler ve veliler göndererek, insanlara adil ve hakkaniyetli davranmalarını istemektedir. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !