AFORİZMALAR

Aforizma

 

Abd’de her şey pazara odaklı olarak bakılıyor, bütün değerler, seri üretme geçirilerek ve reklam edilerek satılmaya çalışılıyor, ancak doğu felsefesinde yahut Anadolu düşüncesinde bu yok. Sadece bilmek zorunda olanların bildiği yer ve mekanlarda tüketim ilişkileri lokal kalıyor ve bu anlamda o değerin ”değer”i yozlaşmadan kalabiliyor. Peki öyleyse ne yapmalı. Bir üst akıl var, bir de küresel sermaye aklı. Üst akıl, lokal kalmayı ve kendi içinde olmayı öğütlerken, küresel sermaye aklı, tüketime odaklı kazanmayı empoze ediyor. Türkiye’nin küresel piyasada tutunabilmesi için ürünlerinin marka değerini yükseltmesi, kurumsallaşması ve piyasada reklam yapabilmesi lazım. Ancak zamanındaki reklam gibi, kanaatkar ticaret ile, atılgan ticaret arasında doğu ve batı felsefesi. Hangisi doğru? Etik olarak ve arzuladığımız Kanaatkâr ticaret, herkesin her şeye ulaşabildiği değil, sadece hakkını verebilenlerin yahut o yörenin insanının ulaşabildiği, paranın ve sermayenin her şeye ulaşıp, yozlaştırdığı değil, seri üretimle el üretimin değerlerinin yozlaştırıldığı değil. Peki nedir? Ne yapmalıdır? Tr’de Türk baklavası, Lokumu, Yunanlarca alınıp Dünya pazarında farklı isim ve marka altında küresel bir şirket ve tüketim malzemesi haline gelebiliyor. Yahut Türk kahvesi cappucino’ya dönüşüp küresel piyasada bilmem nere markası olarak satılabiliyor. Gayda, Tulum, İngiltere’nin ve Yunanistan’ın geleneksel temel çalgısı olabiliyor. Sizdeki değer başkası tarafından realize edilip, dizayn edilip reklam edilip, küresel sermayenin malı olabiliyor. Sürekli düşünmüşümdür, Maraş dondurması Mado neden ABD’de şube açmamış diye, eğer açsa küresel anlamda bir Mc Donald’s, bir KFC olabilecek durumda. Bunun kopyasını batının yapamıyor oluşu da Maraş dondurmasının çok gizli bir formülünün olması. Ticaret’e peygamber ahlakı olarak nasıl bakmalıyız. Peygamber ticaret yapın, rızkın onda dokuzu ticarette derken, küresel sermayeye destek oluyoruz, Kapitalist oluyoruz diye vaz mı geçmeliyiz? İnsanoğlu yaratılış olarak statükocudur ve değişimi pek sevmez, eskiye, bildiğine, tanıdığı ve aşina olduğunun değişmesini istemez ve vazgeçmek istemez. Ancak gecen zaman içerisinde yüz yıl önceki dünya nüfusuyla, bugünkü dünya nüfusu aynı değil, yüz yıl önceki üretim tüketim ilişkileri ile bugünkü benzer değil. Zamanın ruhunu yakalayamazsak ve o dönemde kalırsak, ezilip geçileceğiz şu an ezildiğimiz gibi.

Kendi değerlerimizi küresel sermaye bünyesinde dışarıya taşıyabilir miyiz? Bu mümkün mü?

Ama burada, bu çağda da tefrit var. Nedir tefrit? Tüketimin empoze edilmesi ve ihtiyaçtan fazla insanların satın alma ve sahip olma ihtirası. Bu insanın fıtratında kadim çağlardan beri var olan bir şey. Ancak bugün bunun bu kadar ön plana çıkması neden. Eşyaya daha kolay ulaşılabiliyor oluşumuz mu?

Hayır, sermayenin sermayeyi, paranın para getiriyor oluşu, faiz sistemi olabilir mi?

Bütün insanların birey olarak arzusu insanca bir yaşam mı, yoksa tüm dünya kaynaklarına malına tek başına sahip olmak mı? 

Bence mesele para kazanmak değil, kazanılan paranın ne yapıldığı sorunu?

Vakfedilebiliyor mu? Hayra kullanılabiliyor mu?

Piyasaya sürülecek ürünler ihtiyaç artığı mı? İhtiyaç fazlası mı? Yoksa gereği mi?

Piyasaya sürülen ürünler sağlıklı mı, sağlıksız mı?

Ürün seri üretime geçtiğinde tabiata zararlı mı?

Emek sömürüsüne yol açacak mı?

Tüm bunları göz önüne alarak bakmalı. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !